Hani Diyelim Ki 2 veya Once Upon a Time

Bu bir “Hani Yani Diyelim Ki” güncellemesidir. Güncellenmiş hâli aşağıda ektedir. Kolaylıklar dilerim. Sevgilerimle.

Matmazel Muddy, 97 yılının Nisan ayında bir doğu vilayeti hastanesinde doğan tek bebekti. En azından kadın yaşasın, bebek ölecekse dediler. O, denilenin aksini ilk kez o zaman yaptı. Sonra hayatı denilenin aksini yapmak üzerinde seyretti.

Çocukken yapmayı en sevdiği şey gördüğü resimlerin hikâyesini uydurmaktı. Bazen bir koltuğun hikâyesini uydurduğu da olurdu, bazen bir bardağın… Bu uydurdukları kafasından uçuyor diye çok üzülüyordu. Sonra okula başladı. Okula başladığı gün etrafındaki bütün çocukların neden ağladığını anlamamıştı. Geçer diye düşündü aldırmadı. İkinci gün arkadaşlarının ağlamaya devam ettiğini görünce doğrusu bu diye düşünüp o da ağlamaya başladı. Bulunduğu toplumdan farklılaşmamak için gösterdiği ilk çabaydı o.

Okulda uydurduğu hikâyelerin kafasından uçmaması için bir sihir öğreteceklerini söylemişlerdi ona. Ama bu ona çok zor geldi. Çünkü deftere yazdığı şeyler de uçuyordu. Arkadaşları kırmızı hikâye kitabına geçtiğinde o hâlâ sarı kitaptaydı. Sude ve Erhan dakikada 65 kelime okuyup kırmızı kurdele aldığında o hâlâ 19 kelimeyi zor okuyordu. Annesi her akşam ödevlerini neden okulda tahtadan yazmadın, diye kızarken o kendine bu aynanın hikâyesini nasıl daha önce düşünmedim diye kendine kızıyordu. Bu aynanın bizi gösterebilmesi için mutlaka dünyadaki bütün insanların fotoğrafları içine koyuluyordur, diye düşünüyordu. Nihayetinde herkesten aylar sonra da olsa, herkes üçer üçer kurdele alırken tek başına alsa da hikâyeleri kâğıtta tutmayı öğrenmişti.

 İlkokul ikinci sınıfta ilk hikâyelerini yazmaya çoktan başlamış. Ayı ile gelinciğin her gününü günlüğüne uzun uzun yazıyordu. Kendi gününü anlatması gereken yere de şunu yazıyordu: “dünün aynısı işte”. Ortaokula geçtiğinde ise annesi yine kızıyordu ona, artık kitap okumayı bırak da ders çalış diyordu, o da kendine neden bu kadar güzel bir kitabı çabucak bitirdim ki diye kızıyordu.

Matmazel Muddy’nin hayatı hep bu şekilde seyrediyordu. Bir şeyi önce hiç yapamıyor sonra da en iyi yaptığı şey o oluyordu. Bir şeyi öğrenmenin ne kadar zor olduğunu bildiği için öğretmen olmak istedi. Kolaylaştırırım belki, dedi. Becerdi de bunu, dillerini konuşamadığı insanlara kendi dilini öğretti. Belki üç beş çocuk başı okşarım diye çıktığı yol hayatının en büyük kararlarını almasına yol açtı. İkinci bir üniversite okuyup gazeteci olamadı ama dergici oldu. Adını matbaadan çıkmış sayfaların üzerinde ilk gördüğünde 20 yaşındaydı. Sonra bunun sonu gelmedi. Adını hep matbaadan çıkmış sayfaların üzerinde gördü. Başını okşamakla yetinirim dediği çocuklar için hikâyeler yazmaya başladı. Bu sefer adını bir derginin değil bir kitabın sayfasının üzerinde gördü, matbaadan çıkmış bir kitabın.Matmazel Muddy’nin hayatı hep bu şekilde seyrediyordu. Bir şeyi önce hiç yapamıyor sonra da en iyi yaptığı şey o oluyordu. Bir şeyi öğrenmenin ne kadar zor olduğunu bildiği için öğretmen olmak istedi. Kolaylaştırırım belki, dedi. Becerdi de bunu, dillerini konuşamadığı insanlara kendi dilini öğretti. Belki üç beş çocuk başı okşarım diye çıktığı yol hayatının en büyük kararlarını almasına yol açtı. İkinci bir üniversite okuyup gazeteci olamadı ama dergici oldu. Adını matbaadan çıkmış sayfaların üzerinde ilk gördüğünde 20 yaşındaydı. Sonra bunun sonu gelmedi. Adını hep matbaadan çıkmış sayfaların üzerinde gördü. Başını okşamakla yetinirim dediği çocuklar için hikâyeler yazmaya başladı. Bu sefer adını bir derginin değil bir kitabın sayfasının üzerinde gördü, matbaadan çıkmış bir kitabın.

Çok kez âşık olup çok kez unuttuğu için bir seferinde yine unuturum zaten diye âşık oldu. Hiç unutmadı. 24 yaşında unutmayacağını anladığında da madem kafamdan uçup gitmeyecek bu hikâye, o zaman bir deftere yazmak lâzım bunu dedi ve adını yanında başka birinin adıyla bir kâğıdın üzerinde gördü.

Bu öğrenme işini daha da kolaylaştırmak için, herkes için kolaylaştırmak için ücralara yola çıktı. Ücralarda bilmediği ülkelerde kendiyle ilgili kaybettiği şeyleri buldu. Dilini bilmediği çocukların ülkesinde onların başını okşamaya devam etti. Sonra günün her saati elini uzattığında başını okşayacak bir çocuk bulabilmek için kendi çocuklarını doğurdu.

Çocukların içindeyken yaşlandığını çok geç fark eden Matmazel Muddy, bunu fark ettiğinde ülkesini de özlediğini fark etti. Çocuklar aşkına savaşmaya ülkesinde, evinin çalışma odasından devam etti. Başını okşadığı çocukların hikâyesini unutmamak için yazmaya başladı bu sefer. Yazdıkları kitap olduğunda Nobel, film olduğunda Oscar aldı.

Adını dergi, kitap sayfalarının üzerinde, ödüllerin üzerinde gördükten sonra bir kütüphanenin, bir okulun, bir aşevinin de üzerinde görmeden bu dünyaya veda etmedi. Hayatında her ne dilediyse oldu. Adı gibi göğün en parlak yıldızı olmadı ama hep en parlak yıldızlarla yolu kesişti. Her kimi tanıyıp gördüyse sevdi. Sevmeden de edemedi.

Yorum bırakın