Anlatacak çok şeyim var ama ben nereden başlayacağımı bilmiyorum.. 12 yaşındaki Sümeyye’yi tanırsınız; bir önceki yazımda ondan bahsetmiştim. Mevzunun en en en başına gitmem gerekirse yine ondan bahsetmek gerekecek. Şile anadolu öğretmen lisesini hedeflemişti kendine, çalışma masasının üzerinde tam ona bakan yerde kocaman adı yazıyordu. Potansiyelinin farkındaymış ki Galatasaray lisesi falan yazmamış :)) Onun için önemli olan İstanbul’du. Olmadı. Üzüldü. Sonra geçti. Ama unutmadı dileğini, duasını. Gündeme yeni bir şehre gitme ihtimali her düştüğünde hatırladı. Sahiden kanının deli gibi aktığı bir dönemde 17 yaşında “ulan ne olursa olsun İstanbul’da okuyacam, su ürünleri değil hava ürünleri olsun yine de orada okuyacam” dedi. O zaman da mümkündü ama nasip olmadı. Üzüldü. Sonra geçti. Daha sonraki dönemlerde umudunu kesmiş olacak ki hep sevilmiş, çok sevilmiş ama kavuşulmamış bir sevgiliden bahseder gibi bahsetti İstanbul’dan. Sonra geçtiğimiz yıl eylül ekim aylarında tek hayali köy öğretmeni olmak olan Sümeyye kaderin bir cilvesi sayesinde tanıştığı İyilik Meleği’nin (büyük harfle yazıyorum çünkü özel bir melek) teşvikleriyle rotasını başka yöne çevirip tekrar İstanbul hayali kurmaya başladı. Ama bu sefer daha çok inanarak hatta olacağından emin bir şekilde hayal kurmaya başladı. Hattâ bir ara arkadaşına “yav dua ederken o kadar çok detay verebiliyorum ki olacağından emin gibiyim. Normal mi bu kadar inanmak?” diye sordu. Gelecek sene için yapılan bütün planlara seneye İstanbul’a gideceğim için, diye konuştu çoğuna kendini bu sebeple dahil ettirmedi. Bir arkadaşı şey dedi “evreni bu kadar çok darlayan birini daha görmedim” :)) Ama sona yaklaştıkça ya olmazsa demeye başladı. Geceden sabaha a’dan z’ye planlar yapıyor hiçbiri içine sinmiyordu. Bazı gecelerde de nolur artık başka bir şey düşün bir saniye olsun başka bir şey, diye kendine yalvarıyordu. Yalvarırken ağlıyordu. Sonra bir anda oldu. Ne olduysa yollar açıldı, olmaz sandığı şey oluverdi. Vesileler sebeplere, sebepler kadere yol verdi. Sümeyye İstanbullu oldu. 12 yaşındaki Sümeyye’ye verdiği sözü tuttu…
İzlediğim dizide oğlan “Kızı istemeye gittik, verdiler. Biz vermezler diye düşünüyorduk, bütün planlar alt üst oldu. Biz oraya ayağımız alışsın diye gittik. Ailece şaşkınız.” diyordu, yemin ederim tam o durumdayım. Cuma günü finaller bitti, çarşamba günü mezun oldum, salı günü mülakata girdim cumartesi sonuçlar açıklandı. Açıklandı inanamadım, gittim kayıt oldum şimdi İstanbul’dan dönüyorum hâlâ inanamıyorum. Bunları da zaten dönüş treninde yazıyorum. Hislerimi tarif edecek bir söz yok heybemde. Bir yanımda 22 yaşındaki Sümeyye sakin ol ve olanları olağan bir şey gibi karşıla diyor diğer yanımda 12 yaşındaki Sümeyye olanı biteni dağa taşa yaz kız diye cimciriyor beni :)) Kazandığımı duyan arkadaşlarım çok istedin diyor, sonunda diyor. “Sonunda” çok büyük çabanın sonunda. Annemin, babamın, fahri anne ve babalarımın çabalarıyla en çok, destekleriyle, güvenleriyle kardeşlerimin ve dostlarımın. Şu son bir yılda çok çekilmez bir çocuk oldum. Bağırdım, çağırdım, kızdım, küstüm. Bir ara abim dedi ki, sen yaparsın ben sana güveniyorum. Sinirlendim ve ağladım bi tabak kırdım hatta. Dedim ki “belki yapamam demeyin öyle şeyler, yapamama ihtimalimi de dillendirin.” Hatta ne kadar sık kendime de o şiirin dizelerini söylüyordum: “gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda” deyip kendimi yıpratıyordum.
O tabaktan ve o halime tahammül eden ailemden özür dilerim. Çiçekli, güneşli günler geliyor da çok zor geliyor vallahi. Bir okuldan çıkıp diğerine oradan staja oradan kursa giderek, 10 ayda okunan 89 kitapla, girilen sayısız sınavla, kendi kendine verdiğin sinir ve ümitsizlik harpleriyle geliyor. Ama şimdi kör olayazan gözlerimle, bükülen sırtımla olup biten her şeye şükrediyorum. Bunu benim başarmamış olduğumun en büyük Yazar’ın yazmasıyla nasip olduğunun farkındayım. O’nun yoluma dümdüz taşları döşeyen birilerini karşıma çıkardığını biliyorum. Ne kadar şükretsem az kalacağını biliyorum. Hakkını vermek için çok çalışmam gerektiğini de biliyorum.Bu süreçte en yakından en uzağa, durakta benimle otobüs bekleyen amcadan mescitte namaz kıldığımız teyzeye, kuaförümden kantincimize dua istediğimi bile unuttuğum herkese teşekkür ederim. Hanginizin duası kabul oldu bilmiyorum ama şuan yaşadıklarımın bin bir kat güzelini sizler yaşayın diye çok dua ediyorum. Cümlenizin gönül ülkesine bahar gelsin, benim gibi.
Her zaman söylüyorum, yine söyleyeceğim: Sevgili Gazi, bu asla bir veda değil biraz Yıldızlanıp gelicem…Yine kendi kendime o şiirin başka dizelerini tekrar edip “bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin” diyordum. Bildim.
Sevgilim İstanbul, fırtınam, felaketim, hasretim, çok şükür sana kavuştum… Ama işte şimdi ayvayı yedin 🙂

