“Fuzûlî’yi hatırlayın: ‘Yani ki çok belâlara kıl müptelâ beni.’ Hamid de Makber’in önsözünde ‘Kederimin artması için sevinmek isterim.’ der. Aynı şeydir: Sevincinin artması için kedere ihtiyacı var, demektir.”
Diyor âşığı olduğum Samim Efendi kardeşi Besim’e. Bir solukta ve sürekli başımı sallayarak okuduğum diğer bir kitap olan Ermiş’te Halil Cibran da aynı şeyleri farklı bir ahenkle anlatıyor. Az da o ne diyormuş ona bakalım:
“Sonra bir kadın, neşe ve kederden bahset bize! dedi.
Şöyle cevapladı:
Aslında maskesini düşürmüş keder.
Ve kahkahalarınızın yükseldiği o kuyu gözyaşlarınızla dolu.
Hem mümkün mü başka türlüsü?
Keder ne kadar derininize işlerse o kadar neşeniz olur.
Şarabınızı içtiğiniz kâse fırında pişirilen o kâse değil midir?
Ve ruhunuzu dinlendiren ud, bıçaklarla oyulan o ağacın ta kendisi değil midir?
Neşeli olduğumuzda kalbinizin derinliklerine bir bakın; sizi neşelendiren şey aslında kederlendiren şeydir.
Kederli olduğunuzda tekrar bakın kalbinize ve görün; aslında sizi mutlu eden şeydir sizi kederlendiren.
Bazılarınız der ki, ‘Neşe kederden daha yücedir’ ve bazılarınız da şöyle der, ‘Hayır, keder daha yücedir!’
Fakat derim ki ben de, etle tırnaktır onlar.
Birlikte gelirler ikisi, biri size eşlik ederken bilin ki diğeri yatağınızda uyumaktadır.
Aslında her biriniz tıpkı bir terazi gibi asılısınız neşe ve kederleriniz arasında.
Yalnızca boş olduğunuzda sabit ve dengedesiniz.
Haznedar gümüşüyle altınını tartmak için sizi kaldırdığında neşe ve kederiniz artıp azalmakta.” (s. 27)
Ayrı çağlarda yaşayan, ayrı kültürlere mensup olan yazarların, şairlerin birbirlerinden habersiz aynı şeyi söylemeleri… Dememiş miydi Yunus” Cümle şair dost bahçesi bülbülü” diye. Toplamamış mıydı dünyanın tüm şairlerini aynı aşkın etrafında?
Senin için bir şarkı: https://youtu.be/DoybWu1Hpn4
Senin için bir kitap: Peyami Safa- Yalnızız
Senin için bir film: Serçelerin Şarkısı

