Her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi, herkesin de başlangıcı var. O başlangıcın kim olduğunu bilmeye de ihtiyacı var. Babamın babası olan dedem vefat ettiği için ve ben de onunla hiç tanışmadığım için soyumun babaanneme dayandığını düşünürdüm çocukken. Hangi diyara, hangi ile gitsek o da bizimle gelirdi. Bizimle gelmediğinde de mutlaka bize gelirdi. Gerçi sigara kokan otobüsleri hiç sevmezdi ama yine de bize gelirdi. Ben de arkadaşlarıma önceden haber verirdim. “Babaannem bize gelecek.” Bu benim dilimde “Biz yalnız değiliz, biz bu kadar değiliz, bizim devamımız var.” anlamına geliyordu.
Geldiğinde de bize, hiç eli boş gelmezdi. Sanki bizim oralarda satılmıyormuş gibi köyden çitos, çikolata, kek getirirdi. O bize gelince gezmelere giderdik ya da annemle mantı ve yufka açarlardı. O gelince babam çocuklaşır annemin yükü azalırdı. O gelince mutlaka güzel şeyler olurdu yani.
Doğum günlerimizi hiç unutmazdı. Bazen günleri karıştırır bir gün önceden arardı. Okuma bayramlarımıza, okul müsamerelerimize, mezuniyetlerimize hep gurbetlik giysileriyle katılır bizi hiç yalnız bırakmazdı. Onun gelmediği okul gösterilerimin sayılmadığını düşünürdüm.
Biz büyüdükçe o da küçüldü. Bir genç kızın yanında genç kız, delikanlının yanında delikanlı olurdu. Bence en sevdiği konular gönül işleriydi. Doyasıya yaşayamadığı için belki de. Sevene, sevenlere anlayışı sonsuzdu. Yoksa kaçan aşıklar niye onun evinde soluğu alsın ki? Herkesin mürüvvetini görmek isterdi. Başta torunlarının… Ne zaman hastalansa onu bizim düğünlerimizi görmek zorunda olmasıyla iyileşmeye ikna ediyorduk. Açıkçası babaannem düğünümü göremeyecek diye de ödüm kopuyordu. Ama ona ikna etmişiz, çok şükür. Daha küçük olan torunlarının sırada olduğunu söylediğimizde o kadar da yaşamak istemediğini söylerdi.
Hem bu kadar hayat dolu hem de bir ayağı yola koyulmaya hazır başka birini bilmiyorum. Oturup sohbet ederken bir anda kalkıp oynamaya başlardık. Kahkahalarla gülerken birden konu ölüme, ölenlere ve sıralı ölüme gelirdi. İçinde kaç kişiyle yaşadığını bilmek imkansızdı. Birden bilge bir kadın olur her duruma uygun doğru sözü söylerdi. Sözü o mu söyledi yoksa başkasından mı duydu hiç bilemezdik. Bazen de birden çocuklaşır çayına şeker atmakta ısrar ederdi.
Herkesi ayrı ayrı düşünür, herkese ayrı dertlenirdi. Kendi hâlini düşünmeye fırsat bulamazdı. Belki kendi hâlini düşünmeye fırsatı bırakmıyordu kendine. Son konuşmalardan birinde dünyanın bir ucunda ne işim olduğunu sordu. Babaanne ne zamandır gitmek istiyorum ya, yalnız gitmeyeceğim zaten, dedim. Bir şey demedi. Gönülsüzdü belli ki, halam arkadan anne isteyerek gidiyor, zorunda olduğu için değil, dedi. Sonra konuyu değiştirdi. Sen hastane odasında, doğru düzgün soluk alamazken, n’apacaksın torununun dünyanın hangi ucunda olduğunu. Ah benim canım babaannem…
Kendinle ilgili yaşamın boyunca belki hiçbir muradının gerçekleşmediğini, çünkü kendinle ilgili bir dileğinin olmadığını tahmin ediyorum. Fakat kendi ölümünle, cenazenle ilgili tüm duaların kabul oldu. Herkes oradaydı, herkes senin için gelmişti. Kur’anlar okundu, gelen herkes karnını doyurdu da ayrıldı evinden. Alelacele götürmedi kimse seni evinden. Yani her şey istediğin gibiydi. Sonunda… Eğer eski günlerimizde olsaydık, senden -di’li geçmiş zamanla bahsetmezdim ve o gün sana cenaze dedirtmezdim. Ama hayat insana her şeyi gösteriyor. Yoksa insanın aklı başında olsa hiç babaannesine cenaze dedirtir mi?
Yokluğuna nasıl alışacağız bilmiyorum… Kalan düğünleri göremeyeceksin, doğacak bebelerimizi göremeyeceksin. Biz bunları seninle paylaşmazsak tadı olur mu bilmiyorum. Bayramlarda çaldığımız ilk kapıyı senin açmamana nasıl alışacağız bilmiyorum. Ama mekânın cennet biliyorum. Tüm ağrılarından, sızılarından, hastalıklarından, dertlerinden, kederlerinden kurtuldun, seni melekler karşıladı biliyorum. Kaybettiğin bebeğini kucağına aldın ve ona ninniler söylüyorsun biliyorum…
2 Eylül 2021
Kıymetli babaannem merhume Zekiye Yılmaz’ın ruhuna El Fatiha.




